Ne kadar klişe bir cümle ama gerçekten hayat devam ediyor...

Ne kadar soğuk bir şeydir ölüm? Bunu bir insan nasıl kolayca kabullenebilir ki? Hele canından, kanından olan birisini ansızın kaybederse? 
Ne kadar iman gücü olsa da kolay lokma değil ki ölümü hazmedebilmek! Oysa ki doğum kadar ölümde Allah'ın bir emri değil mi? Her canlı bir gün ölümü tatmayacak mı? Ama bunu bilmez ki insan başına gelmedikçe, yaşamadıkça öğrenemez ki.  Hatta çok komik bir şekilde kendini ölümsüz zanneder, kendi ya da sevdiklerinin başına asla böyle birşey gelmeyecekmiş gibi düşünür, durur. Ta ki başına gelene kadar.
Bir ölüm olduğunda insan, etrafı için göz yaşı döker, üzülür, ağlar ama normal hayata geri dönmesi belki 5 dakikasını bile almaz. Acısı, üzüntüsü çabucak geçer çünkü yaşamamıştır ki o bugüne kadar ölümü yanı başında. Boşuna dememişler ateş düştüğü yeri yakar diye. 
Demişler ki ölümle gelen her kaybın 5 aşaması vardır iyileşmeye giden yolda. Usta bilim adamları bunun için çalışmışlar, çeşitli denekler üzerinden deneyler yapmışlar ve en sonunda bir isim koymuşlar bu araştırmaya. İsmi biraz afilli "The Myth of the stages of Dying, Death and Grief by R U S S E L L F R I E D M A N A N D  J O H N W . J A M E S". Kısaca ve kabaca türkçesine bence "Ölümü Kabullenme Evreleri" diyebiliriz.
Bu basamakları kimileri hızla geçer, çabuk toparlar, kimileri ise bazı basamaklarda günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllarca takılıp kalır, kalır, kalır...
1. Aşama: İNKAR
Şok! Hatta belki daha farklısı daha yoğunu daha acısı. Hayır. Olamaz. Bu doğru değil. İmkanı yok, mümkün değil. Bir yanlışlık olmalı, şimdi canlanacak, şimdi kendine gelecek. Daha 1 saat önce birlikteydik, yedik içtik güldük. Nasıl olur nasıl?

2. Aşama: KIZGINLIK
Beni nasıl terk edersin, beni nasıl bırakırsın? Niye bizi bıraktın gittin? Hani seninle şunları, bunları yaşayacaktık? Hani torununa bakacaktın? Allah'ım niye ben? Niye başkası değil de o? Neden benim başıma geldi de başkasının başına gelmedi? 
Neden, niye ve niçinlerin mükemmel üçlüsü.

3. Aşama: KEŞKE
Keşkeleri ne kadar çok kullanırız hayatta değil mi? Her insanın belki milyonlarca keşkesi vardır.  
Ölüm gibi geri dönülemez noktalarda da sadece ama sadece keşkeler vardır.

“Keşke onunla daha çok vakit geçirseydim”, “Keşke onu üzmeseydim”, “Keşke ona sevdiğimi söyleseydim, sevdiğimi daha çok gösterebilseydim”, “Keşke ona daha iyi davransaydım”.
Keşke…. Keşke…. Keşke…

4. Aşama: DEPRESYON
Bir insan ne kadar dövünse, sızlasa, kendini yerlere atıp feryat figan ağlasa da elini başına koyup durumun maalesef değişmezliği idrak ettiğinde ayrılığın her türlüsünün acısı yüreğine gülle gibi oturur ve orada öylece durur.
Duyardım küçükken, büyükler derlerdi anamı düşündüğümde burnumun direği sızlar; gerçekten sızlarmış, öğrendim bende, en acı şekilde.
Yaşamında "O" olmayınca hayatın tadı tuzu, sevinci kalmamıştır ki artık. İnsan kendine acır. Herkes ona acıyarak bakıyor zanneder. Deli gibi yalnızlık hatta terk edilmişlik duygusunu en yoğun şekilde bu dönemde yaşar. Bu dönem  kimilerine göre çok uzun, çok sancılı, kimilerine göreyse daha kolay geçer. Tabii ki çok büyük etkisi vardır keşkelerin sayısının. Bazen birkaç günlük içine kapanma, kendi kendine kalma dönemi ile sınırlı kalır. Bazen de yıllarca devam eden psikolojik hastalık olarak anılır.

5. Aşama: KABULLENME
Biri dedi ki yakınını kaybettiğinde yüreğinde 40 tane mum yanar. O mumlardan her gün birisi büyük bir acıyla, üzüntüyle ve gözyaşıyla söner. Ama tek bir tanesi her zaman yüreğinde yanık kalır ve işte o tek bir mum, kalbini her zaman sızlatır.
Hayat devam etmektedir. Bütün acılara rağmen sahip olduklarımızın değerini bilmek ve şükretmek gerekir. Hüzün her zaman yanımızdadır. Onu bazen tatlı, komik anılarda anar, bazen de gözümüzün pınarında her zaman akmayı hazır bekleyen ufak bir gözyaşı ile anarız. Acımızı teselli eden de onunla ilgili güzel anılarımızın çokluğu değil midir ki?

Kabullenme aşamasında zaman az çok yaralarımızı sarmış, iyileştirmiştir artık. Hayata her zaman onu yanı başımızda hissederek, onun istediği gibi yaşayarak yeniden umutla bakmaya başlarız. Yeni projeler, yeni hayaller belki de minik bir bebek bizi tekrar hayata döndürüverir.

5. Aşamayı ne zaman yaşayabileceğim bilemiyorum. Anacığımı hep ama hep yanımda hissediyorum, kendi kendime deli gibi onunla konuşuyorum, dertleşiyorum. Bilemiyorum beni görüyor mu, duyuyor mu ama onu çok özlüyorum.
Bence ölümün iyisi, güzeli yoktur ama derler ki ölümün en güzeli gecinden, sıralı ve son ana kadar sağlıklı olarak, çekmeden çektirmeden kolay bir ölüm olanıdır. Benim güzel anacım çok güzel bir ölüm yaşadı ama o kadar sırasız ve zamansızdı ki... Mekanı Cennet olsun.
Yaşam ne kadar uzun gibi gözükse de aslında o kadar kısa ki. Her saniyenin değerini bilerek yaşamak gerekli. Sevdiklerinize, değer verdiklerinize çok iyi davranın. Çünkü hangisini son kez gördüğünüzü asla bilemezsiniz. Tecrübeyle sabit...

CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönder